Ekim 24

Transaksiyonel Analiz’le Güç ve Liderlik

power

Güç bazen örgütlerde/kurumlarda liderliğin üstlenilmesinde ilgili bir değişken olarak göz ardı edilir. “Liderlik ve güç kavramları, yönetim fikrinin gelişimi boyunca ilgi uyandırmış, tartışma yaratmış ve bazen de kafa karışıklığına neden olmuştur.” 1 (Hersey, Blanchard ve Natemeyer, 1979).
Bu yazımda güç ve liderlik arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkinin
örgütlerin/kurumların ortamı ve etkinliği konusunda ne söylediğini açıklığa kavuşturmaya ve analiz etmeye çalışacağım.
Transaksiyonel Analiz (TA), farklı güç türlerini ve liderlik tarzlarının sonuçlarını anlamamızda bize sağduyulu bir bakış açısı sağlar.
Güç
Birçok çalışmada güç, diğer insanların, bireylerin ya da grupların eylemleri etkileme becerisi olarak tanımlanır. “Liderin etkileme potansiyeli” olarak (Hersey ve diğerleri, 1979) olarak anlaşılır, bir liderin bireylerle ya da gruplarla etkileşim halindeyken belirli sonuçlar elde etmesini sağlayan bir kaynak olarak tanımlanır.
Liderlik
Liderlik kavramı daha az tartışma uyandırır ancak anlamına ilişkin pek de fikir
birliğine varılamamıştır. Tannenbaum’a göre (1962) liderlik, “bir durumda uygulanan ve belirli bir hedefe ya da hedeflere ulaşılması amacıyla iletişim süreci ile yönlendirilen kişilerarası etkidir ve liderlik her zaman liderin, destekçinin ya da destekçilerin davranışını etkileme girişimlerini içerir.” der.
Burada amacım güç ve liderlik arasındaki ilişkiyi incelemek olduğu için,
liderliği diğer insanların eylemlerini etkileme sürecinde gücün kullanılma şekli olarak tanımlıyorum. Liderlik, gücün bir kişi ve/veya bir grup ya da örgüt üyesi olarak hareket eden etkileyen tarafından uygulanma şeklidir. Liderlik bir mevcudiyet değildir ancak diğer kişilerle ilgi kurma şeklidir. Liderliği güç kullanımı açısından tanımlamak aynı olgunun farklı özellikleri olan iki kavram arasındaki yakın ilişkiyi açıklar.
Şimdi gelelim güç türlerine
Ne gruplar ne de örgütler tek başlarına gücü uygular. Bu yalnızca bireysel ya da
örgütsel roller aracılığıyla diğer insanlarla etkileşim içinde olan bireyler tarafından yapılır.
Örgütleri davranış sistemleri olarak tanımlarsak, gücün işlevi sistemin işleyişini devam ettirmektir. Güç, girdileri çıktılara dönüştüren enerjidir. Liderlik enerjiyi
sonuçlara doğru kanalize etme sürecidir. Sonuçlar görev, hedefler ve girdiler karşısında örgütlerin etkinliğinin ölçülme şeklidir.
Enerji açısından, güç, bireylerin belirli bir yönde etki yaratmaları için mümkün olan
enerji miktarıyken; liderliği, sonuçlara ulaşma sürecinde bu enerjinin kullanılma biçimi olarak tanımlayabiliriz.
Şimdi belirgin ya da gizli gücün bireyler tarafından nasıl ifade
edildiğine bir bakalım.
Transaksiyonel Analiz kuramcılarının belirlediği altı çeşit güçten bahsedebiliriz:
Zorlayıcı ya da Baskıcı güç: zorlayıcı eylemler alıcısına karşı yapılan cezalandırıcı
eylemlerden korku duyulmasına dayanır. Bu tür bir güç etki eylemlerinin kabul edilmesini ve bireylerin veya grupların bunlara uygun hareket etmesini sağlamak için uygulanır.
Pozisyondan kaynaklanan güç: bir kişinin bir örgütsel yapıdaki ve işindeki konumuyla ilişkilidir. Kuramsal olarak, örgütsel yapılar, eşit hiyerarşik konumlarda bütün insanlara eşit güç verir. Bu tür bir güç çalışanların kişisel özelliklerinden bağımsız olarak işine ya da durumuna uyar. Pozisyon gücü aynı zamanda kurumsal, yasal, geleneksel ve meşru güç olarak da bilinir.
Ödüllendirici güç: doğrudan ya da dolaylı, maddi ya da psikolojik telafilerin, teşvikleri buna örnek verebiliriz (para, konum, görünürlük, başarılar, vb.)
Destek gücü: akranların, üstlerin, astların ve diğerlerinin (örgüt içinde ve dışında) örgütteki çabalarının gelişimini teşvik etme becerisine dayanır.
Bilgi gücü: işe ve de örgüte ilişkin becerilerle, deneyimle, bilgiyle, uygulamayla ve
uzmanlıkla alakalıdır.
Kişilerarası Yetkinlik: iletişim becerilerine, empatiye, güvenilirliğe, ilgili olmaya,
saygıya, güvene ve yakınlık kurma kapasitesine dayanır. Çoğunlukla resmi ve hiyerarşik olmayan ilişki ağını içerir.
Zorlayıcı ve baskıcı güç, Pozisyon gücü ve Ödüllendirici güç, örgütsel olarak oluşturulmuş güç türleridir. Örgütsel yapının bir parçası olarak kullanılabilirler. Destek, bilgi ve kişilerarası yetkinlik güçleri, bireyin kişisel olarak oluşturduğu güç türleri olduğu için herhangi bir durumda kullanılabilir.
Güçsüz olduklarına inanan bazı bireyler yalnızca örgütsel güç kullanır. Diğerleri
kişisel gücü daha sık kullanır.
Kullanılan güç türüne göre liderlik tarzları farklılaşır, bunu da başka bir yazıda konu etmeye niyetle bu yazıyı bitirmeden önce bir farkındalık sorusuyla sizi başbaşa bırakayım : Çalıştığınız kurumda sıklıkla hangi güçler kullanılıyor, sizin kendinizin çalışma yaşamınızda ağırlıklı olarak kullandığınız güçler neler?

Ağustos 4

Danışanlarımdan Öğrendiklerim

lesson

Psikolojik danışmanlık yaptığım sürece danışanlarımla çok özel anlar paylaştım, bu halen de devam ediyor. Aramızdaki güven ve mesleki etik açısından onların benimle paylaştıklarını sizlerle paylaşamam. Birçok farklı geçmişe, mesleğe sahip, çok geniş yelpazede olan danışanlarımla yaptığım çalışmalarda, birçok farklı problem tipiyle uğraşıyoruz ve benim için, onların problemleriyle başa çıkmaları ve dönüşümlerini izlemek gerçekten çok etkileyici olmuştur .
Bana güvenip, benimle hikayelerini paylaşmalarından her zaman onurlandım ve çok şey öğrendim.
Onlarla yaptığım yolculuklardan öğrendiklerimden birkaç ipucu:
Yanlışıyla, doğrusuyla kendinizi kabul ettiğinizde huzur bulacaksınız.
Bazen “hayır” demek mutluuğunuz için son derece önemlidir.
Karşılaştırmalar sizi hiçbir yere götürmez
Bazen iyi insanlar da hata yapabilir.
Dışarda bir yürüyüş her zaman iyi gelir.
İletişim her zaman en değerli anahtarınızdır.
Kullandığınız dile dikkat edin.
Bazen olayların sebeplerini bilemezsiniz
Öfke bize kendimizle ilgili birçok ipucu verir.
Mutluluk küçük şeylerle gelir..
Düzeltilmesi gereken bir problem, bir hata değilsiniz.

Psikolojik danışman olmak gerçekten zordur, ama buna rağmen son derece keyifli ve ödüllendiricidir.
Geçmiş ve şimdiki tüm danışanlarıma bana güvendikleri ve bana öğrettikleri şeyler için sonsuz teşekkür ediyorum.

Aralık 19

Açlığımızın Psikolojisi

eating

Çok kilolu olan bireylerin çoğu böyle olmak istemez, peki neden kilolular? Yeme bozukluğu veya obezite problemi olmayan kişiler, obez kişilerin verdiği mücadeleyi anlamaları beklenemez. Çoğu zaman neden diye sorulmaz, aslında “Neden” sorusu sorulması gereken önemli bir sorudur, ve yanıtları psikolojik sebeplere uzanır. Konu yeme miktarınız veya hareketsizliğiniz değildir. Çoğu zaman yaşanan travmanın kişiyi yemeğe yönlendirmesidir.
Dünya Sağlık Örgütü çocukluk döneminde görülen obeziteyi küresel bir salgın olarak adlandırıyor. Diğer hastalıklardan farklı olarak obezite gelişmiş/gelişmekte olan ülkelerde daha fazla görülüyor.
Birçok tartışmanın çözemediği ise insanların neden fazla kilolu olduğu. Çoğu insan şişman olmak istemiyor, o halde neden büyük beden olduklarını bulmaya çalışmalıyız.
Transaksiyonel analiz, aşırı yemenin psikolojik nedenlerini anlamamızda bize güçlü bir çerçeve sunar. Bunların en başında kişinin biyolojik açlığını giderme yatar. Aşırı yeme ve büyük beden şikayetiyle gelen birçok danışanımın yeme alışkanlığını, psikolojik açlıklarının istenmeyen davranışı olarak açıklayabiliriz. Peki nedir bu psikolojik açlıklar?
Eric Berne “Sex in Human Loving”, 1970 adı kitabında 6 tip psikolojik açlıktan bahseder. Berne herkesin gereksindiği bazı açlıkların olduğunu ileri sürer. Ama günün sonunda bunlar örtüştüğü için 3 açlık olarak günümüzde benimsenmiştir.
Uyarılma açlığı
Tanınma açlığı
Yapılandırma açlığı
Dokunmanın insanlar üzerindeki yaşamsal değerini gözleyen Berne bunun temelde ” varlığın onanması ihtiyacını karşıladığını “düşünür. Bu nedenle temas iletisini bir kimsenin varlığını onamaya yarayan herhangi bir mesaj olarak tanımlar.
Okul, işyeri vb.. kurumlar ve ortamlar bu ihtiyacımız karşılamak için uygun ortam sağlar. Başkaları tarafından tanındıkça psikolojik temas ihtiyacı fiziksel temas ihtiyacının yerine geçebilir. Ancak gerçekte özel yaşamında psikolojik olarak bu ihtiyacı yeterince karşılayamayan yetişkinler, tanınma ihtiyacını karşılamak için kendilerini ümitsizce popüler olmaya adarlar ve bu uğurda herşeyi yapabilirler.
Tanınma ihtiyacı, sözlü ve sözsüz iletişimin bir formudur, karşımızdakini kabul edişimizi, sevgimizi, verdiğimiz değeri temas iletileriyle karşı tarafa iletiriz. Aynı şekilde karşıdan aldığımız temaslar da tanınma ihtiyacımızı karşılar. Dokunmanın insanlar üzerindeki yaşamsal etkisini gözleyen Berne bunun temelde varlığın onanması ihtiyacını karşıladığını düşünür. Bu nedenle temas iletisini bir kimsenin varlığını onamaya yarayan herhangi bir mesaj olarak tanımlar.
Temas eksikliği insanda boşluk duygusu, yalnızlık, terk edilme ve değersizlik duyguları uyandırır.
Yemek, bu boşluğu doldurarak, ve bir arkadaşlık hissi uyandırarak bu psikolojik açlığı besleyebilir. Bazen aşırı yemenin nedenleri daha derinlerde yatabilir. Bazı danışanlarım, ebeveynlerinden özellikle annelerinden gördükleri temaslarda sarılma, dokunma, dinleme, bir çift güzel söz duyamadıklarını ama yediklerinin önlerinde, yemediklerinin arkalarında bir çocukluk geçirdiklerini anlatırlar. Bazıları ise büyük bedenlerinin dünyada kendilerine yer açtıkları bir savunma mekanizması olarak görürler.
TA’nın Ego durumları kavramıyla baktığımızda ise, bu danışanların yetişkin ego durumunda çoğunlukla olmadıkları, genellikle kişilik stili olarak uygulu çocukla, dominant bir şekilde eleştirel ebeveyn egosunda olduğunu görürüz.
Kişi kendi değişme gücünü öylesine gözardı eder ki, içindeki çocuğun yaşadığı sorunlarla ilgili bulabildiği tek çözüm ve hayatta kalma stratejisi yemektir. Bu durum uzun yıllar boyu yeme ve kilo problemi yaşayan kişilerde daha görünür bir durumdur. Bu durumda bedenin neyi koruduğuna veya savunduğuna bakmamız gerekir. Kişinin iç konuşmalarına kulak vermemiz gerekir. Kişinin kendini yargılayan, eleştiren iç sesi, kendi içinde ne gibi yetersizlik duyguları doğuruyor, ve kilo vermesinin altında yatan korkutucu sonuç nedir? Kişinin kendine öz- varlığı ve sevilebilirliğiyle ilgili kendine hangi anlamları yüklediğine bakmamız gerekir.
Bir başka yönden kişinin çocukluğunda ailesinden aldığı mesajlara, komutlara bakılmalıdır. “tabağındakileri bitirmeden kalkma” vb. komutlara karşı gelemeyen çocuk, yetişkinliğinde bu komutu bir açmaz olarak içinde taşır.
Yeme bozukluklarında psikolojik destek hem yeni yeme alışkanlıklarının kazanılmasında hem de yeme/yememe davranışının psikolojik nedenlerini keşfetmede önemli rol oynar.
Hem lezzetli yemekler yediğiniz hem de sevdiklerinizden güzel, olumlu temaslar aldığınız, bedeninizin ve ruhunuzun beslendiği keyifli sofralar dileyerek yazımı sonlandırayım.

Eylül 26

İçinizdeki Çocuğa İyi Bakın

innerchild

Danışanlarımdan çoğunlukla içimizdeki çocukla ilgili sorular gelir. Çoğu psikolojik sorunların kaynağı da çocukluğumuzda yatar ve bunu çözmeden üzerine çalışmadan yol alamayız. Konu aslında içimizde hala çocukluk, ve gençlik versiyonlarımızı taşımamızdır. Eğer bu çocuk, zorluklar, travmalar yaşamış ve iyileşememişse veya yaşadığı zorlukları aşmak için bulduğu stratejileri bugüne de taşıyorsa, psikolojik sorunlarla karşı karşıyayız demektir.
İçimizdeki çocuğun yaralı olduğunu, iyileşmeye ihtiyacı olduğunu nasıl anlayacağız?
Çevrenizdeki insanlara açık olmaktan korkuyor, onlara gerçek ihtiyaçlarınızı söylemekten, göstermekten kaçınıyorsanız,
Aşırı tepki gösterip, sürekli kendinizi savunuyorsanız, öfke, korku, üzüntü gibi olumsuz duyguları sıkça yaşıyorsanız,
Her ne kadar hayatınızı, ilişkilerinizi yönetmeye çalışıyorsanız da, herşeyin kontrolünüz dışında geliştiğini hissediyorsanız,
Kendinizi sıkça eleştirip, olumsuz duygularla yıpratıyorsanız,
içinizdeki çocuğun ihtiyaçlarına kulak vermelisiniz.
İçimizdeki yaralı çocuk, çoğunlukla kendini saklar, kendini korumak için stratejilerini belirlemiştir, acı, öfke, üzüntü gibi paravan duyguların arkasında gizlidir. Eğer içimizdeki çocuk, özümüzse bu acı, öfke, korku vb. olumsuz duyguları ondan aldığımızda elimizde ne kalır?
Bunun cevabı çoğınlukla bir maskenin, bir kalkanın arkasına gizlenmiştir. Buraya kimseyi yaklaştırmayız. Çaresizlik, yetersizlik, anlaşılamama gibi duyguları sıkça yaşarız.
Peki daha olumlu bir yaşam, ve doygun ilişkiler kurmak için bu yaralı çocuk nasıl iyilşecek?
Bunun için bireyin kendi kendini yıpratmasını önleyecek eleştirel, olumsuz içseslerini susturup, daha olumlu ve koruyucu içseslerini geliştirmesi gerekir. İçimizdeki doğal çocuk istek ve ihtiyaçlarını doğrudan ifade edebilmeyi denemeli ve öğrenmeli. Önerilen yöntemlerden bazıları, bireyin çocukluk döneminden keyif aldığı, hoşuna giden ilgi alanlarını yeniden keşfedip bugünkü yaşantısıyla yeni bağlar kurması, çocukluk dönemine ait sorunları bir psikolojik danışmana anlatması, çözüm yollarını belirlemesi, ve güvenilir kaynaklardan psikolojik destek ve rehberlik alması olarak özetlenebilir. Adım adım yapılan çalışmalarla içimizdeki çocuk iyileşir, yeniden güven kazanır, kalkanını indirir ve çevresiyle olumlu ilişkiler kurmayı öğrenir.
Doğal çocuğumuz en değerli hazinemiz, yaşama sevincimiz, en saf, en otantik, en samimi duygularımızı barındırıyor. İçimizdeki çocuğu seversek ve onun ihtiyaçlarına kulak veririsek, başkalarını korkusuzca sevebiliriz, gerektiği kadar risk alabiliriz, doğallıkla ilişkilerimizi yönetebiliriz.
İçinizdeki çocuğa iyi bakın.