Eylül 17

GÖRMEK, GÖRÜLMEK ve ANLAŞILMAK

görmek

Bu yazımda mükemmel iletişimi nasıl kurarız, ona cevaplar arıyorum. Önce başlığı “Mükemmel İletişim” diye attım. Ama derdim sanal dünyada da olsa görmek ve görülmek olduğundan bu başlık bana pek bir vasat geldi. Şöyle bir tarama yaptım ve paragraflarda başlığım beni bekliyordu.Öyle değil mi ya tek derdimiz görmek, görülmek ve anlaşılmak.
Hangi durumlarda mükemmel iletişimden bahsederiz. Temel iletişim eğitimlerinde hep gördüğümüz gibi, iletişimde alıcı/verici ve bir mesajdan bahsederiz. Ayrıca bu alıcı ve vericilerin algıları, kültürleri, yetişmeleri arasındaki farklardan doğan iletişim hatalarından sıkça söz ederiz. Pekala, o halde mükemmel bir iletişim yaratmak için sorumluluk kimde ? Alıcıda mı vericide mi? Ya da her ikisinde mi? O zaman nedir bu sorumluluklar?
Şöyle bir düşünün bakalım, herkes sorumluluğunu yerine getirdi ama iletişimde yine sorun var, o zaman sorumluluk nerde veya bir iletişimi mükemmel yapan unsurlar sadece 2 tarafla kalıyor mu? Organizasyonlarda oluşan durum ve koşullar bizim doğru ve etkili iletişim kurmamızı ne şekilde etkiliyor?
İletişimin biçimleri de bizi sıkça farklı durumlara sokar. Son yıllarda yüzyüze iletişim oranlarımız ne kadar azaldı. Yüzyüze geldiğimiz iletişim /etkileşim ortamlarına görüşme veya toplantı diyoruz kurumlarda hatta bu dil İstanbul iş yaşamına yansımış bir özellik.
Ankarada’dan gelen bir arkadaşım: “ İstanbul’da insanlar bir garip 2 kişi bir araya geldiğinde toplantı yapıyoruz diyor.” diye serzenişte bulunuyor, ama eminim o da Ankara’dan gelmiş biri olarak zamanla racona uygun tanımlamaya başlar, iletişim aktiviltelerini.

Görmek, Görülmek ve Anlaşılmak iş dünyasında ve kurumlardaki tek derdimiz.
Çoğu zaman iletişimimizi riske etmemek için önce telefonda konuşup bak, şimdi sana şöyle bir mesaj yazacağım, şunlara da cc. vereceğim deyip kendimizce iletişim hatalarını minimuma indirmiyor muyuz?
Ya da tam tersi önce yazıp, arkasından bir açıklama telefonuyla hem takip edip hem de yanlış anlaşılma riskini bertaraf etmeye çalışmıyor muyuz?
İşte bu ve benzeri yöntemlerle, görmenin ve görülmenin minimum olduğu iletişim kanallarında bu iletişimin ve etkileşimin doğru yapılması için mesajımızı farklı desteklerle güçlendiririz.

Gelelim Sorumluluklara:

Bugün iş dünyasında kar, kalite, müşteri memnuniyeti üçgeninde dönen kurumlar içerde yarattıkları iklim ne olursa olsun, çalışanlar için hızlı, etkili, teknolojik, iletişim kanalları kurmalı ve bu kanalların sürekli çalışması, kesintiye uğramaması için tüm gerekleri yerine getrimek zorundadır. Bu gerekleri teknolojik ve davranışsal olarak ikiye ayırabiliriz. Herşey mesaj kutumuzun, telefon veya görüntülü toplantı sistemlerimizin tıkır tıkır çalışmasıyla bitmiyor. Şirket içinde yaratılacak iletişim frekansi, ritmi, temposu da önemli. Çoğu kurumlarda toplantı yapan yöneticiler çalışanlar tarafından bir iş yapmamakla suçlanır, “napıyor ki bütün gün sırasıyla toplantıya girip çıkıyor” serzenişleriniçalışanlardan sıkça duyarız. Oysa ki toplantı ortamları insanların yüzyüze, kanlı canlı birbirleriyle etkileşime girdikleri yegane ve değerli ortamlardır.

Aynı şekilde yöneticilerin çalışanlarıyla yaptığı toplantıların da son derece değerli vakitler olduğu unutulmamalı. Vakit geçirme olarak adlandıracağınız, grupların bir araya geldiği sabah sohbetleri, kahvaltılar bir kurumda insan olduğumuzu hatırladığımız, insan insana yakınlaştığımız anlardır. Bu anlar daha sonraki iletişim ve etkileşimlerimizi kolaylaştıracak sihirli formülü hazırlar. SAMİMİYET, burada bu kelimeyi bizim günlük hayatta kullandığımız anlamdan biraz farklı kullanıyorum. İÇTENLİK; eylem ve söylem birliği, iletişimde sadelik, duruluk, netlik içerir. Çoğu etkileşimde yan yollar, psikolojik oyunlara sapmadan verilen ve alınan mesajın aynı olmasını sağlayan formüldür. Etkileşimde samimiyet ve içtenlik, risklidir. Her zaman sempatik ve hoşa giden mesajlar alıp vermeyebiliriz.Kişi karşısındaki kişiye göre nasıl algılandığını hiçbir şüpheye meydan vermeyecek şekilde öğrenme fırsatına sahiptir.

Sadece samimiyet davranışsal olarak iletişimimizi sağlıklı yapmamıza yetmeyecektir. İletişiminin büyük bir bölümünü yazılı yapan çalışanlar yöneticiler bu iletişimi sözlü iletişimle desteklemeli ya da tam tersi, gündelik iş yaşamında sözlü iletişim ağırlıklı iş gören çalışanlar, iletişimlerini yazılı iletişimle güçlendirmek zorundadırlar. İster buna geri besleme deyin, ister iletişim biçimlerini çeşitlendirme, dengeleme deyin. Adını koymaktan ziyade, herkesin kendi iletişim biçimlerini ve bunların iş görme biçimlerindeki ağırlıklarına bakmalarını ve DENGE’yi bulmalarının onlara keyifli ve verimli bir iş ortamı kazandıracağını hatırlatarak bu yazıyı bitireyim.