Kasım 27

Patron Depresyonu

depressioninmen

Dışardan çok güçlü ve sağlam bir kişilik olarak tanınabilir, herkesin hayranlığını kazanabilirsiniz, ama akşam eve gittiğinizde günlük işlerin yorgunluğu, gelecek kaygısı, ekiple veya müşteriyle yaşadığınız sorunlar, şirketin mali açmazları sizi fiziksel ve duygusal bir tükenmişliğe itebilir. Uykunuzun kaçması, hayattan zevk alamama, konsantrasyon bozukluğu,  işte ve cinsellikte motivasyon ve performans düşüklüğü yaşayabilirsiniz. Çoğunuza okurken bunlar tanıdık gelmiş olabilir. Zaman zaman bunların güçlü şekilde yaşandığı durumları Patron depresyonu olarak tanımlayabiliriz. Bu yazıda “patron” olarak tanımladığım büyük kurumlarda yöneticilik yapanlardan ziyade, her ölçekte girişimci olan ve kendi işini kuran bireyler.
Patron motivasyonunu kaybederse ne olur?
Bulaşıcı bir şekilde bu tüm ekibe yansır, işe ve patronun liderliğine güven de bu dönemde kolayca kaybedilebilir. Günlük şirket hareketliliği hızlıca bundan etkilenir. Müşteriler ve/veya tedarikçilerle olan ilişkiler yavaşlar, toplantılar, görüşmeler ertelenir. Günümüzde iş kurmak eskisinden daha çok risk barındırıyor, başarısızlıklara artık daha çok rastlıyoruz, kıyasıya rekabet, global güçler küçük –orta ölçekli girişimcilerin hayatta kalmasını gittikçe zorlaştırıyor. Bu durum, girişimcilerin büyük bir bölümünün depresyon yaşamasını olağanlaştırıyor.
Kişinin girişimci olmadan önce kendini tanıması, hangi tür stres ve baskıya daha dayanıklı olduğunun farkında olması girişimci olma/olmama kararında son derece önemli bir faktörü oluşturuyor. Kişilik özellikleri olarak başarı ve ilişki odaklı olanların daha çok şansı olduğu gibi, yeni deneyimlere açık, yaratıcı, meraklı, planlamacı kişilik özellikleri girişimcileri başarılı kılabiliyor.
Kendi işini yapmak birçok yönden kariyer yolculuğunun ışıltılı bir durağı olarak algılanmakla birlikte, Kendi işini yapmayı kariyer hedefine koymuş bireylerin çoğunluğunun girişimci kişilik özelliklerine sahip olduğunu söyleyemeyiz.
Bir iş kurarken yaşanacak stres ve zorlukları yönetecek gücü kendinde bulmak ve depresyona girmemek için birkaç öneri:
Kişinin kendiyle ilgili farkındalığının yüksek olması, kendi güçlü ve zayıf yönlerinin farkında olmak ve güçlü yönleri stres dönemlerinde nasıl harekete geçirebileceğini bilmek depresyonu hafif atlatmanızı sağlayabilir.
Ekip oluştururken veya ortaklığa girerken kolay çalışabileceğiniz kişilikteki insanları seçmekten vazgeçip, sizden farklı kişilik özelliklerine sahip insanlarla kendi eksiklerinizi tamamlama ve onlarla çalışıp, yaşayarak onlardan öğrenmeyi seçebilirsiniz.
Daha içe kapanık bir kişiliğiniz var ve bütün gün çevrenizle kurduğunuz ilişkilerden yoruluyorsanız, kendinize kendinizle zaman ayırın. İçinize döndüğünüz faaliyetlerle dinginliğinizi korumaya çalışın.
Uyku, yeme bozukluğu, iştah kaybı gibi olumsuz durumlar yaşıyorsanız bunları gözardı etmeyin. Yetersizlik duyguları,kendini suçlama gibi duygulara girdiyseniz, profesyonel bir yardım almanızda fayda var.
Kişilik özelliklerinizi iskambil kağıtlarına benzetebiliriz. Kendi işinizi yönetirken size dağıtılan kağıtları oynayış biçiminiz önemlidir. Elinizdeki kağıtlarla en iyi nasıl oynayabileceğinizi öğrenebilirsiniz.

*How Founders Can Recognize and Combat Depression Jordana Valencia, hbr.org, makalesinden faydalanılmıştır.

Şubat 28

EGO’dan BEN’e

ego5

Yazgı Atölyelerine katılan birçok katılımcıyla EGO’ları çalışmaya başladığımızda bildiklerimizin çok ötesine geçiyoruz. Duygu-düşünce ve davranışlarımız kısacası iletişimin psikolojisi bizim için bambaşka bir anlam kazanıyor. İş ortamı, aile ortamı veya eşimiz/sevgilimizle ilişkilerimize çok daha farklı yönlerden bakabiliyoruz. İlişkilerimizi baltalayıcı iletişimin, çok derinlerde yatan bir kaynaktan nasıl akıp bugünkü hayatımızı etkilediğini görebiliyoruz.

Kişiliğimizin psikolojisine geldiğimizde ise malzememiz çok zengin, şimdilerde çok moda kavramlarla anlatılan transgenerational , yani nesilden nesile geçen değerler,inançlar, öğretiler ve geçmişin bizde bıraktığı izler EGOlarımızı oluşturan en önemli varlık listemize giriveriyor.
“Peki bu mirası olduğu gibi kabul edecek miyim? Bugünün koşulları içinde kendi varlığımın onanma ihtiyacı içinde, kendimi gerçekleştirirken, bu EGOları, bu kayıtları hala kafamda bir yerlerde taşırken, hem iletişim halindeyken, hem de kendi iç hesaplaşmalarımı yaparken, kararlarımı verirken hangi EGOm galip çıkacak? Ya duygularım, onlar da bana bir şey anlatıyor, peki bunu nasıl anlamlandırmalıyım?”

İnsan ruhunun en değerli varlığı olan, içimizdeki çocuğun kafası tüm bu olup bitenlerden biraz karışır. Mutlu olma halini çok sık yakalayamadığımız günlerde, onun yerine olumsuz duygular basar ruhumuzu, diğer taraftan istek ve ihtiyaçlarımız elbetteki karşılanmayı bekler. Neyi ne kadar ve neden istediğimizin yanıtı bizde ama yanıtların olduğu odanın anahtarları kayıp gibi görünüyor. İşte böyle çok soru işaretli durumlarda içimizdeki çocuğa kulak vermek bizi oldukça rahatlatır.

Ruhumuzu kaplayan tüm bu enerji sistemini sakinleştirecek olan EGO, kuşkusuz aklımızda ruhumuzda bir yerlerde çıkmak için fırsat arıyor. Onu çıkarıp sakinleşmemiz gerekiyor. Tüm seçenekleri ortaya koymadan önce sonuçlar ne olursa olsun özsevgi ve özsaygımızı hatırlatan EGO harekete geçtiğinde ve ruhumuzun tüm yargılayıcı ve kendimizi yetersizleştiren düşünceleri bıraktığında, bilgimiz, becerimiz, ve analitik düşüncelerimizin ışığında salim bir kafayla düşünmek, değerlendirmek ve problemi çözmek ya da karar vermek; işte tam da BEN olduğumuz an.