Ara 19

Açlığımızın Psikolojisi

Etiketler:   , , , , , , , ,

eating

Çok kilolu olan bireylerin çoğu böyle olmak istemez, peki neden kilolular? Yeme bozukluğu veya obezite problemi olmayan kişiler, obez kişilerin verdiği mücadeleyi anlamaları beklenemez. Çoğu zaman neden diye sorulmaz, aslında “Neden” sorusu sorulması gereken önemli bir sorudur, ve yanıtları psikolojik sebeplere uzanır. Konu yeme miktarınız veya hareketsizliğiniz değildir. Çoğu zaman yaşanan travmanın kişiyi yemeğe yönlendirmesidir.
Dünya Sağlık Örgütü çocukluk döneminde görülen obeziteyi küresel bir salgın olarak adlandırıyor. Diğer hastalıklardan farklı olarak obezite gelişmiş/gelişmekte olan ülkelerde daha fazla görülüyor.
Birçok tartışmanın çözemediği ise insanların neden fazla kilolu olduğu. Çoğu insan şişman olmak istemiyor, o halde neden büyük beden olduklarını bulmaya çalışmalıyız.
Transaksiyonel analiz, aşırı yemenin psikolojik nedenlerini anlamamızda bize güçlü bir çerçeve sunar. Bunların en başında kişinin biyolojik açlığını giderme yatar. Aşırı yeme ve büyük beden şikayetiyle gelen birçok danışanımın yeme alışkanlığını, psikolojik açlıklarının istenmeyen davranışı olarak açıklayabiliriz. Peki nedir bu psikolojik açlıklar?
Eric Berne “Sex in Human Loving”, 1970 adı kitabında 6 tip psikolojik açlıktan bahseder. Berne herkesin gereksindiği bazı açlıkların olduğunu ileri sürer. Ama günün sonunda bunlar örtüştüğü için 3 açlık olarak günümüzde benimsenmiştir.
Uyarılma açlığı
Tanınma açlığı
Yapılandırma açlığı
Dokunmanın insanlar üzerindeki yaşamsal değerini gözleyen Berne bunun temelde ” varlığın onanması ihtiyacını karşıladığını “düşünür. Bu nedenle temas iletisini bir kimsenin varlığını onamaya yarayan herhangi bir mesaj olarak tanımlar.
Okul, işyeri vb.. kurumlar ve ortamlar bu ihtiyacımız karşılamak için uygun ortam sağlar. Başkaları tarafından tanındıkça psikolojik temas ihtiyacı fiziksel temas ihtiyacının yerine geçebilir. Ancak gerçekte özel yaşamında psikolojik olarak bu ihtiyacı yeterince karşılayamayan yetişkinler, tanınma ihtiyacını karşılamak için kendilerini ümitsizce popüler olmaya adarlar ve bu uğurda herşeyi yapabilirler.
Tanınma ihtiyacı, sözlü ve sözsüz iletişimin bir formudur, karşımızdakini kabul edişimizi, sevgimizi, verdiğimiz değeri temas iletileriyle karşı tarafa iletiriz. Aynı şekilde karşıdan aldığımız temaslar da tanınma ihtiyacımızı karşılar. Dokunmanın insanlar üzerindeki yaşamsal etkisini gözleyen Berne bunun temelde varlığın onanması ihtiyacını karşıladığını düşünür. Bu nedenle temas iletisini bir kimsenin varlığını onamaya yarayan herhangi bir mesaj olarak tanımlar.
Temas eksikliği insanda boşluk duygusu, yalnızlık, terk edilme ve değersizlik duyguları uyandırır.
Yemek, bu boşluğu doldurarak, ve bir arkadaşlık hissi uyandırarak bu psikolojik açlığı besleyebilir. Bazen aşırı yemenin nedenleri daha derinlerde yatabilir. Bazı danışanlarım, ebeveynlerinden özellikle annelerinden gördükleri temaslarda sarılma, dokunma, dinleme, bir çift güzel söz duyamadıklarını ama yediklerinin önlerinde, yemediklerinin arkalarında bir çocukluk geçirdiklerini anlatırlar. Bazıları ise büyük bedenlerinin dünyada kendilerine yer açtıkları bir savunma mekanizması olarak görürler.
TA’nın Ego durumları kavramıyla baktığımızda ise, bu danışanların yetişkin ego durumunda çoğunlukla olmadıkları, genellikle kişilik stili olarak uygulu çocukla, dominant bir şekilde eleştirel ebeveyn egosunda olduğunu görürüz.
Kişi kendi değişme gücünü öylesine gözardı eder ki, içindeki çocuğun yaşadığı sorunlarla ilgili bulabildiği tek çözüm ve hayatta kalma stratejisi yemektir. Bu durum uzun yıllar boyu yeme ve kilo problemi yaşayan kişilerde daha görünür bir durumdur. Bu durumda bedenin neyi koruduğuna veya savunduğuna bakmamız gerekir. Kişinin iç konuşmalarına kulak vermemiz gerekir. Kişinin kendini yargılayan, eleştiren iç sesi, kendi içinde ne gibi yetersizlik duyguları doğuruyor, ve kilo vermesinin altında yatan korkutucu sonuç nedir? Kişinin kendine öz- varlığı ve sevilebilirliğiyle ilgili kendine hangi anlamları yüklediğine bakmamız gerekir.
Bir başka yönden kişinin çocukluğunda ailesinden aldığı mesajlara, komutlara bakılmalıdır. “tabağındakileri bitirmeden kalkma” vb. komutlara karşı gelemeyen çocuk, yetişkinliğinde bu komutu bir açmaz olarak içinde taşır.
Yeme bozukluklarında psikolojik destek hem yeni yeme alışkanlıklarının kazanılmasında hem de yeme/yememe davranışının psikolojik nedenlerini keşfetmede önemli rol oynar.
Hem lezzetli yemekler yediğiniz hem de sevdiklerinizden güzel, olumlu temaslar aldığınız, bedeninizin ve ruhunuzun beslendiği keyifli sofralar dileyerek yazımı sonlandırayım.

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yapın

reset all fields